Design by PaDesign

 
 

Üye Girişi

Ebru Sergisi

Menderes KARCI Ebru Sergisi Taksim Metrosu Sergi Salonunda...

Site Ziyaretçi Sayısı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün66
mod_vvisit_counterGeçen Hafta535
mod_vvisit_counterGeçen Ay331
mod_vvisit_counterTüm Ziyaret63571
"Ebru'da Çığır Açmak.." PDF Yazdır e-Posta

Ebru Sanatında Çığır Açmak..

Tarihsel kalıtlarda ve eserlerde; özellikle  "Battal" tarzı ebrulara rastlanmakla beraber bir sonraki dönemlerde"Hatip" tarzı ebrularıda bulunmaktadır. Daha sonraki yıllarda ise sol tarafta görülen "Çiçekli Ebru"nun ilk örnekleri ile karşılaşılmaktadır. Özellikle Necmettin OKYAY tarafından geliştirilen çiçekli ebrulara, Mustafa Düzgünman'da daha belirginleşmiş ve formu oturmuş yeni çiçek modelleri dahil edilmiştir. Battal ve zemin battalı üzerinde suyun üstünde iken yapılan çiçek ve hatip formları Ebru sanatında gelişimin tarihini ve seyrini belirler. 

Yeni hatip formlarının oluşturulması papatya ebrusu'nun eklenmesi, lale ebrusunun 5'li buket halinde yapılması bu gelişimler içerisinde sayılmaktadır. Anlaşılacağı üzere Geleneksel Türk Ebru Sanatı; suyun üzerinde 1-Toprak boyaları yüzdürüp, 2-Onlara form kazandırmak ve 3-Kağıda aksettirmekten ibarettir. Geleneksel olma özelliğini bu 3 maddeden almaktadır. Eğer yoğunlaştırılmış su üzerinde yapılmıyorsa, boyalara bir form verilemiyorsa ve kağıt üzerine aksettirilmiyorda başka materyaller üzerine çalışılıyorsa bu yapılan sanat Ebru  Sanatı olmakla beraber "Geleneksel Türk Ebrusu" değildir.  Boyalara form verilebilir (suyun üstünde çalışılabilir) özelliği olmak ve kağıda alınmak şarttır. Son zamanlarda yapılan çeşitli Ebru tartışmalarının önüne geçebilmek için  Ebru Sanatı ile Geleneksel Türk Ebrusunu ayırmak gerekir.  Çünkü yapılan eleştiriler kırıcı olmakta ve Ebru sanatının evrenselliğini ve sonsuzluğuna halel getirmektedir. Bir kısım Ebru üstadı, Ebru sanatı ile nam yapmış ve kendini kabul ettirmiş diğer bir Ebru Üstadını kabul etmemekte ve haksız bir şekilde eleştirmektedir. Ebru sanatçıları arasındaki bu atışmalar Ebru Sanatını yeni tanıyanları ve heveslilerini şaşkınlığa ve bir gruplaşmaya  sevketmektedir. Aslında konu açıktır. Ebru Sanatının yeniden tanımlanması gerekmektedir. Özellikle "Geleneksel Türk Ebru Sanatı"nın sınırları açıkça belirlenmeli ve eser isimlendirmeleri, tartışmalar  ve eleştiriler buna göre yapılmalıdır.

Bu görüşten yola çıkarak öncelikle Ebru'ya ilk başladığım zamanlardan beri beni rahatsız eden ancak kendini  kanıtlamış Üstad Hikmet Barutçugil ve Barut Ebrusu hakkında yapılan eleştirilerden bahsetmek istiyorum.  Geleneksel Türk Ebru Sanatını icra eden Sayın Hocamız, bu sanattan etkilenerek Geleneksel Türk Ebrusunda kullanılan toprak boyaların dışında sentetik boyalar kullanarak bir ebru modeli geliştirmiştir. Bu ebruları son zamanlarda minyatür sanatının katkısı ile görselliğini zenginleştirerek yeni sanat eserleri ortaya çıkarmıştır.  Bu eserlerin birer sanat eseri olduğundan kimsenin endişesi yoktur. Yapılan eserlerin,  Ebru sanatı adına saygı duyulur  ancak;  kesinlikle Geleneksel Türk Ebru Sanatı eserleri arasında gösterilemez. Ayrıca Geleneksel Türk Ebru Sanatı adına eser olarak gösterilemez demek bir saygısızlık olarak algılanmamalı. Hikmet Barutçugil'i eleştirmek ve yermek şekilde değerlendirilmemelidir. Yiğidin hakkını yiğide vermek gerekir. Saygı duyulması gereken bir sanat icra ederek ve Ebru Sanatına katkıda bulunarak yaptığı çalışmalar takdir edilmelidir. Zaten edilmektedirde.. Ancak yapılan eleştirilerin haksız yere yapılmaması ve "falan, filanı kabul etmemektedir" görüşünün önüne geçilmesi gerekmektedir. Aslında burada tanımlama sorunu bulunmaktadır. Ebru Sanatı ile Geleneksel Türk Ebru Sanatı ayrı olarak değerlendirilmelidir. Mesele budur. Sonuç olarak Barut Ebrusu Geleneksel Türk Ebrusu adına bir gelişim değilidir. Ama evrensel "Ebru"Sanatı" adına bir gelişimdir. Yeni bir tarzdır.

Gelelim Geleneksel Türk Ebru Sanatı Ustalarına..  Çok saygıdeğer Geleneksel Türk Ebru Sanatı ustaları; aslında sonsuzluk içeren Geleneksel Türk Ebru Sanatında kendilerini maalesef ki kısır (yani sadece çiçek, battal ve hatip ebruları yapabilme)  döngüde  hissedip gelişim bir açılım aramaktadırlar.  Boyaları suyun üstünde yüzdürmek, form oluşturmak ve kağıda aksettirmek ilkelerinden ödün veremeyecekleri için aradıkları gelişim ve açılımı akkase ebrularda aramaktadırlar. Halbuki Sınırsızlık içeren Geleneksel Türk Ebru Sanatı gelişimi ve açılımı içinde gizlemektedir. Mustafa Düzgünman'dan sonra Alparslan Babaoğlu'nun çiçekli ebru formlarında muntazamlığı yakalaması hatipteki simetriyi sağlaması muazzam bir genişlemedir. Lale, karanfil menekşe ve gelincik ebrularında görselliğe önem vererek yaprak ve çiçek formlarını muntazam ölçülerde yapabilmesi bir devrimdir. Yılmaz Eneş'in eşsiz güzellikteki gül ve karanfil ebruları yeni bir tarz ve yeni gelişimdir. Ayrıca yeni çiçek ve lale denemeleri gelişim ve açılıma iyi birer örnektir. Sadreddin Özçimi'nin çiçek ve hatip ebrularındaki muntazamlığının yanı sıra; menekşe demetinden düşen bir adet menekşe formu bir zeka bir ilham mucizesidir. Ayrıca Mahmut Peşteli'nin form ve renklerdeki başarısıda bir gelişim ve açılım olarak algılanmalıdır.  Hem formları gerektiği gibi hakkını vererek oluşturmakta hemde renklerin canlılığını ve uyumunu kaybetmemektedir. Ali Saraç'ın geniş yapraklı tek lale çalışması gerçeğine uygun görünümde çiçek çalışılması açısından özgün bir eserdir ve gelişim olarak kabul edilmelidir. Aslında bu çalışmalar her sanatçının bir bestesi olarakda algılanmalıdır. Her ne kadar birbirinin benzerleri gibi de görünse ayırd edilebilir derecede birbirinden farklıdır. Hatta altındaki imza görünmeden hangi sanatçının olduğu bile ay ve gün gibi belli olmaktadır. Bu nedenle bunlar birer bestedir.   Geleneksel Türk ebru Sanatının gelişim ve açılımlarıdır. Bir kısım sanatçıda yapılan bu gelişim ve açılımları yani besteleri icra etmektedirler, bir benzerlerini keni yorumlarınca çalışmaktadırlar. Bu tür açılımlar ve gelişimler dururken yeni beste yapma sınırsızlığı Ebru Sanatının içinde gizliyken; akkase çalışmalarda gelişim ve açılım aramak hafif kalmıyormu sizce..? Çünkü akkase ebruda uzmanlığın birincisi kat'ı sanatındadır. Yani kat'ı sanatı kullanılarak kalıp oluşturmak, bu kalıbı ebru yapılacak kağıda tekrar ayrılabilir özellikte yapıştırmak ve sadece battal ebrularla iki veya daha fazla renklerde ebru oluşturmak olan Akkase Ebru'da ustalık; boyaları yüzdürüp form oluşturmada değil kalıbı hazırlayıp yönetmektedir. Bu nedenle her ne kadar Geleneksel Türk Ebrusu içinde bir tarz  olarak kabul edilsede Geleneksel Türk Ebru Sanatı'na bir gelişim ve açılım sağladığı söylenmemeli, Ebru sanatında bir çığır açtığı ifade edilmemelidir.  Bu tür çalışmaların  kendi içinde gelişim sağladığı ifade edilmelidir. Yani "Akkase ebruda devrim yaptı ", "Akkase Ebru çalışmalarında çığır açtı" şeklinde değerlendirilmelidir.kocatepe.jpg Her ne kadar bende başarılı akkase çalışmalara imza atmış olsamda Akkase ebrularla yapılan çalışmalar Geleneksel Türk Ebru Sanatı adına bir gelişim ifade etmez.100_6680.jpg Ancak Akkase çalışmalar adına bir teknik gelişmesi olarak değerlendirilebilir. Bazı Geleneksel Türk Ebru Sanatı ustaları ebru sanatında ilk sıralarda yer almanın ağırlığından ve sorumluluğundan olsa gerek; bir gelişim ve değişim yarışı içinde olup, adlarını tarihe yazdırma düşüncesi ile hareket etmektedirler. Aslında zaten Geleneksel Türk Ebru Sanatı ntarihinine adları altın harflerle yazılacak olan ustalarımız Akkase tekniklerinin geliştirerek yaptığı çalışmaları minyatür sanatının canlı ve renkli katkıları ile de süsleyerek güzel eserler üretmektedirler. Ancak "Ebru ile;  her ne yapılabiliyorsa yapabilmek" yeteneği ve ustalığı gelişim, değişim, açılım veya çığır açmak olarak değerlendirilmemeli. Bu tür değerlendirmeler sanatçının kendi kitabında veya  ropartajında belirtilince "Hoca verir telkini, kendi yutar salkımı" şeklinde algılanmaktadır. Geleneksel Türk Ebru Sanatı hakkında ve geleneksellikten ayrılmamam konusunda söylemedik söz bırakmayıp, kendi çalışmalarını Ebru Sanatımızın gelişimi olarak kabul etmek bencillik değilde nedir.? Ayrıca kendi kendine "ebrucu" bile diyemeyecek kadar mütevazi olan bir Üstadın Sanatta çığır açmak şeklindeki haberlerin yazılmasına izin vermesine ne demeli..? Siz kendinize ebrucu diyemiyorsanız yeni nesil kendini nasıl tanımlayacak.. Bence ne bu kadar mütevazi olun, nede çalışmalarınızı Ebru sanatında gelişim olarak değerlendirin..