Design by PaDesign

 
 

Üye Girişi

Ebru Sergisi

Menderes KARCI Ebru Sergisi Taksim Metrosu Sergi Salonunda...

Site Ziyaretçi Sayısı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün65
mod_vvisit_counterGeçen Hafta534
mod_vvisit_counterGeçen Ay330
mod_vvisit_counterTüm Ziyaret63571
PDF Yazdır e-Posta
ELİF ŞAFAK / AŞK

 "Sanat sorumluluk isteyen ve gerektiren bir iştir. Sanatseverlerin ruhunu aydınlatmanın yanında kendilerinden bir parça olan güzellik ve mana  arasında ayna olabilmektir. Bu nedenle sorumsuzca yazılmış ve gerek düşünce ve gerek edit hataları ile dolu bir roman hakkında düşüncelerimi paylaşıyorum. Her kitabında spekükasyon çıkarıp (bir kitabı tarafından mahkemeye verilerek, bir kitabında saygın bir yazarımıza yaptığı ziyareti çarpıtılmış şekilde anlatarak) reklam yaparak gündemde kalmaya çalışan yazar, bu kitabında Mevlana ve "Aşk"ı kullanarak kendine göre yorumlamış ve sözde romanını piyasa sürmüştür." Yazarlığı ile değil kitablarında her zaman spekülasyonlarla ön planı çıkmayı hedeflemiştir.

Öncelikle Romandaki ana karakter ile ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum: Kocası Dişçi, 3 çocuğundan en büyüğü  üniversitede okuyan, 40 yaşında bir kadın olan Ella; maddi durumları ve yaşam standartları iyi olmasına karşın evine bakıcı veya hizmetçi almayarak ailenin tüm yükünü sırtlamıştır. Oysa maddi koşulları ve eğitim seviyeleri yüksek olan ailerde hizmetçi veya bakıcı olurdu. Hikayede Ella’nın banıcısı veya hizmetçisi olmaması yazarın tasarım eksikliğidir. Haa, diyeceksiniz ki “ailenin tüm sorumluluğu altında ezilen bir kadın profili çizilecekti, onun için hizmetçi ve bakıcı eklenmedi hikayeye..” Bence, gene de ustaca bu duyguda bir kadın profili, yani ezilmiş bir kadın profili oluşturulabilirdi. Ayrıca ömrünü yemek yapmak, çocuk bakmak, alışveriş yapmak gibi aile işlerine adamış görünen Ella bu sayede Kocasının da  aile dışı ilişkilere bulaşmasına, yani onu aldatmasına sebep olandır. Kocasının onu sevmediği söylenemez. Ayrıca; kurduğu ilişkilerin gündelik olması ve tensel zevke ve ihtiyaca dayanması evindeki eşinin yoğunluğundan, bu işlere fırsatının olmamasından kaynaklanması, aslen eşini ruhen aldatmadığını gösteriyor.  Savunulmayacak bir davranış olmasına rağmen, Ella’nın daha ilk başlarda aldatılmayı sezdiğinde, çözüm yoluna gitmemesi, tedbir almaması evin yükünden kurtulup eşiyle ilgilenmemesi “ezilmiş kadın” olmasına olanak sağlamıştır.  Hal böyleyken, 40 yaşına geldikten sonra “bütün yük bende, ezildim eziliyorum, artık bende sevmek sevilmek istiyorum, saf bir aşk istiyorum demesi dürüst bir düşünce ve davranış değildir.  Masum değildir. Saf değildir. Hayatını kendisi yönlendiremeyen bir kişi, sorumluluklarının iyi bir anne olması olduğuna kilitlenen bir anne, iyi bir eş/kadın olmayı unutan bir kadın olan Ella’nın 40 yaşından sonra  “Evlen, daha sonra sıkılınca yeni bir aşk ara, bulursan çek git, aşkını yaşa” tarzındaki düşünceleri yanlıştır. Okuyucunun Ella’yı sevmesi, kabullenmesi ve aşk araması açısından örnek alması amaçlandığından, yapılan bu  yanlış profil tahlili yazarın yanlışıdır aslında..  Sayfa Sayfa yanlış düşünülen veya yanlış düşünmeye yol açabilecek olan hatalar:

Sayfa :70

Efendi,  keşif ehli olup, şehrin ileri gelen mutasavvıflarındır. İlim sahibi, medrese hocası ve cemaat önderidir. Ancak Hırslı ve gösteriş sahibi kadı ile ilişkileri için şöyle söylüyor: “Nefisinin ne kadar şişkin olduğunu bilmekle beraber zaviyenin ve dervişlerimin selameti için bu adamla takışmamaya gayret ediyorum.”

Böyle bir zat-ı muhterem böyle düşünüyor diye atıf yapılmamalıydı. Bu tür mutasavvıflar kadıya rüşvet vererek hayatını idame ettirmezler. Ya iyi geçinirler ya kötü. Arası olmaz. Onları kullanmazlar. Aman idare edelim, iyi geçinelim, ağamsın paşamsın diyelim de bize dokunmasın demezler.   Bu tür  Allah yolunun yolcuları zaten kimseyle takışmayan kişilerdir, takışmamaya çalışmazlar. Yakışmamış.

 Sayfa: 72

Kadı, nesebi ezelden din alimi ve meşhur ve nüfuzlu bir aileden olmakla beraber sözü geçen biridir. Görevi icabı günün hukukuna uygun kararlar vererek kadılığını yapıyor. (Burada Kadı’nın adaletsiz, zalim veya baskıcı biri olduğuna dair bir cümle yok).

Şems bu kadıyı hoş görmeyerek, gergin bir şekilde eleştiriyor.  Allah rızasına uygun diye bildiği kanunların uygulanmasını görev edinen kadıya resmen “Sen Cennet’e giremezsin” diye aşağılıyor, tahrik ediyor. Şems gibi bir zat, günümüz ilahiyatçılarının didişmesi şeklide bir didişmeye girmezdi. Çünkü onun tebliğ etme kaygısı yoktu. Hikayede anlatıldığı üzere ne şeyh nede mürid aramaktadır.  İleride anlatılacağı üzere; fahişeyi, ayyaşı hoş gören Şems, Allah’ın kanunlarını ilke edinerek hukukun emrinde çalışan bir Kadı’yı neden hoşgöremiyor? Kadı rüşvet mi yemiş, usulsüzlük mü yapmış, adaletsiz mi davranmış, maddi menfaat mi sağlamış belli değil. Kadı’nın kalbi mi pis, niyeti mi kötü  acaba?  Kadı profili bu şelikde eksik. Daha açıklayarak kötü bir kadı profili çizilse bile günah içindeki fahişe gibi günah içindeki bir kadıda hoş görülebilirdi, görürdü.

Baybars:

Baybars karakteri, bir din alimi olan amcasının yetim olarak bakımını üstlendiği ve büyüttüğü bir genç adam olarak karşımıza çıkıyor. Ancak düzensiz hayatı, esrar kullanımı kerhaneye gitmesi, küfürlü konuşmasıyla  amcasının hiç dikkatini çekmemiş olması, onu övmesi  bağlantısız olarak görülüyor.  Böyle bir durum olamaz ı derseniz olur ama romanda belirtilmesi gerekir.

Sayfa:195 ve 256

Şems toplumun düşkün (!) kesimini kabullenmesi için  daha tanışmadığı Mevlana’ya akıl öğretmeyi tasarlıyor, öğretmek için alıştırma yapıyor: “Merak ediyorum, acaba Mevlana’nın onlarla arası nasıldı?  Eğer Mevlana toplumun düşkünlerini henüz kucaklaşmamışsa, bu hususta ona yardım etmek, onunla düşkünler arasında köprü olmak isterim.” 

Mevlana sayfa 256: “Bu toplumun düşmüşleri nasıl yaşar bilmem bile”

Ne Şems böyle bir tasarlama içindedir, nede Şems ile tanışmadan bile her kesimden insan tarafından  sevilen ve sayılan bir din alimi olan Mevlana düşkünler hakkında duyarsızdır.  Şems ile tanışmadan bile Mevlana düşkünleri bilmeyecek kadar lüks düşkünü şöhret budalası bir değildir. Mana alemi insanlarının neyi hedeflediği, nasıl davrandığı neye göre hareket ettikleri tespit edilmeden yazılmış bir tahlil.

 

Kimya:

Özel bir çocuk diye lanse edilen  12 yaşındaki Kimya’nın ruhlarla görüşmesi ve ruhların insanların arasında gezmesi olayı, Hristiyan filmlerinden alıntı yapılarak tasarlanmış bence. Çünkü İslami çevrelerde tu tür vakalara rastlanmaz. Romana ve karaktere bir egzantiriklik verilesi adına toplumumuzda rastlanmayan veriler eklenmiş.  Ayrıca kızın büyüyünce özelliğine ne oldu.? Daha sonra karşımıza Şems’e vurulmuş “aptal aşık” rolünde çıkıyor. Yetersiz karakter analizi.

Kimya Mevlana ile karşılaştığında 12 yaşında ama Mevlana’nın elinin bir alim elinden çok sanatkar eline benzediğini düşünüyor. Sayfa 218. Bu yaşta ellere bakarak meslek analizi yapabilen bir çocuk demek ki.  Neden olmasın demeyin sakın. Çok komik bence.( Eğer biliyorsada üstün kabiliyeti üzerinde durulmalıydı.)

Şems ile Mevlana karşılaştıklarında huysuzlanan ata birşeyler fısıldayan Şems’e, Mevlana’nın müridleri ve cemaati yani İslami, dindar insanlar “Büyücü, büyü yaptı.!” Şeklinde tepki veriyorlar. Çok saçma. Olsa olsa hayret edebilirler, korkabilirler veya keramet gösterdi diyebilirlerdi. Ancak büyü ve büyücülük en son akla gelebilecek belkide hiç gelmeyecek tanımlamalardır. Bu tür halk tepkileri Ortaçağ Hristiyan toplumlarında görülebilir ancak. Ayrıca aynı tepkiyi Kerra’da gösteriyor, uzun zaman geçmesine, Dindar bir alimin eşi olmasına, Şemsi bir süredir tanımasına rağmen. Müslüman hikaye içinde salyangoz özendirilmiş.

Sayfa:214 ve 217

Kız çocuklarının okutulmaması eleştiri konusu olmuş derinden. Ama yanlış yerde ve zamanda.  İslamın egemen olduğu, İslam alimlerinin revaçta olduğu hiçbir zamanda kız erkek ayrımı yapılmamıştır. Özellikle kız çocukları o zamanki alfabeyi yani kur’an alfabesini öğrenmesi için hocalara gönderilir. Tüm dünyada olduğu gibi dağlık arazilerde ve köy ortamları içerisinde kız çocukları okutulmamaktadır. Günümüz Türkiye’sinde  de okutulmayan kız çocukları dağlık bölgelerde ve köylerde yaşayan cahil ailelerdedir.  Ama bunun sebebi hiç dönemde İslam olmamıştır. Yani din adına hiçbir zaman kızların okula gönderilmediği olmamıştır.  Eğer olmuşsa da bunu yapan cahil dindardır. Fakat Mevlana öylemidir.? Aydındır zekidir. Toplumun büyük kesimi tarafından kabul görmüştür. Bu şekildeki birini karısına okumayı yasak ettiği anlatılamaz. Velev ki Kerra okuma yazmada bilmektedir. Güya Mevlana kütüphaneye girmesini yasaklıyor. Bence böyle olmamıştır, olamazdı. Ayrıca Kütüphaneye girmesi yasak olsa bile okumasına engel olan herhangi bir şey yok bence. Kimya ile kitap alışverişi yaparak okuyabilir en azından. Kız çocuklarının okutulmamasına bu dönemde yer vermeniz ve atıfta bulunmanızın nedeni anlaşılamıyor. 

Sayfa: 255

“Eskiden vaaz eden akıl idin, bundan sonra yüreğin şarkı söylecek.” Diyen Şems’in sözleri karşısında şöyle düşünüyor Mevlana:  “Ne kast ettiğini anlamadım, sormadım da..”

Uzun süre Şems ile odalara kapanan sabah akşam ilim alışverişi yapan üstün seviyeli bir alim olan Mevlana nasıl anlayamaz.? Kimden bahsediyorsunuz?  Bu cümle o kadar açık ki.

 

Sayfa:259

Şems Mevlana’nın kapısına oturmuş ziyarete gelen insanlarla dalga geçiyor. “Ne yapacaksın Mevlana’yı.?” “Soracağını bana sor..” “Mevlanayı görmeye geldinde ne hediye getirin bakalım?” gibi sorularla insanları küçük görüyor. Ben başımı getirdim, sende daha büyük bir şey getirirsen görebilirsin şeklinde futbol takımı taraftarları gibi ağız dalaşına girerek kendini küçük düşürerek, insanlarla alay ediyor. Genel olarak hep fahişe, sarhoş ve çeşitli toplum düşkünleri Şems tarafından saygı görürken ve bu davranış Allah inancından dolayı görülürken, sade vatandaşlar veya Allah rızası adına gayret sarfederek Mevlana’ya itibar eden insanlar hor görülüyor.

 

“Tasavvuftan yararlanılarak bir romanın yazılması çok güzel olmakla beraber, bu çevrelerde yetişmemiş birinin yazması -saygı duyarak ve araştırarak dahi olsa- Mevlana ve Şems’i  işlemesi  ancak bu kadar olur” diyerek saygı duymak istiyorum, hoş görmek istiyorum.  Çünkü karakterler yerine oturmamış, bağlantısız noktalar var. Toplumun düşkünleri diye adlandırılan fahişe, sarhoş, kumarbaz, dilenci gibi kişilerin, yaptıkları kötülüklerle ve topluma sağladıkları zararlara rağmen inançlı oldukları, iyi oldukları vurgulanmaktadır. Yaptıklarına devam ile Allah’a inanıp içlerindeki güzelliği bulmaları tavsiye edilmektedir. Ayrıca diğer insanların da bu kişlerin içlerini görerek ona göre davranmaları istenmektedir. Bunun yanında din yolundaki insanların, sıradan halk insanlarının samimiyetle kötülüklere bulaşmadan yaşamaya çalışanların eleştirilmeleri istenmektedir sanki.  Halbuki İslam’da da Mevlana’da da, Şems’te de kötü fiileri olanlar haklı görülmezler, ancak tecrit edilmezler, hoş görülürler (hoş görülmek “beğenmek” değildir). Ancak kalplerinde ki iyilik varsayılarak niyetlerinin iyi olması halinde bile kötülük alın yazıları olanlar için “kader mahkumu” tabirine uygun hoşgörü gösterilebilir. “Allah affeder”  denir. Kötülüklere maruz kalan toplum olarak; kötü fiil işleyenleri bana ve geleceğimiz çocuklarımıza tehlike oluşturdukları halde, affetmemiz ve haklı görmemiz gerekmiyor. Allah affedicidir diye benimde affedici olmam gerekmiyor. Kişiler insan olarak kabul edilir, hoşgörülür ancak; yapılan davranışlar ve kötü fiileri kabul edilemez ve hoşgörülemez.  Bu kişilerin hoşgörülmesi demek ; onlara insan muamelesi yaparak yaptıklarının kötü olduğunu ve bu fenalıktan dönmeleri gerekmekte olduğunu hatırlatmak demektir. Hiçbir zaman kabullenmek olmamalıdır. Fenalık içindeki insanların içindeki imandan dolayı iyi olduğu, Mevlana’nın sohbetlerine katılan dervişlerin ve halkın art niyetli oldukarı sonucu çıkmamalıdır. Yazar bu anlamda hoşgörüyü yanlış anlamış ve yanlış aktarmıştır. Mevlana karakteri “herkesin bir Mevlana anlayışı vardır” düşüncesiyle bir kesim insan için doğru büyük bir kesim için yanlış örnek gösterilmemelidir. Unutulmamalıdır ki Mevlana her adı geçtiği yerde genele örnek bir şahsiyettir.

Ayrıca genel olarak roman; Mevlana ve Şems’in yaşadığı aşkın günümüzde de yaşanabilirliğine örnek olarak Ella’nın yaşadığı aşkı ön plana çıkarmaktadır. Ancak Ella, her ne kadar aşıkta olsa, 3 çocuğunu yüzüstü bırakıp,  geçmişi temiz olmayan ve yerleşik bir hayatı olmayan, hayat felsefesi olmayan birine kaçan bir kadındır. Üstelik o öldükten sonra çocuklarını da görmeye cesaret edemeyen bencil, duygusuz, sorumluluk sahibi olmayan biridir. Mevlana veya Şems’in böyle oldukları dahi düşünülemez.  Nerde Mevlana’nın aşkı, nerde Ella’nın aşkı. Arada dağlar gibi fark fark anlayamadığım.

 

Sayfa:285

Çöl Gülü kaçmak için zorlu kış aylarını seçiyor. Sanırım biraz daha dramatize edilmek istemiş. Öğleden sonra herkes uyurken kaçıyor.  Kış ayında, öğleden sonra… herkes uyurken….  ???  Söze bile gerek yok. "Herkes öğleden sonra uyur mu?" Hangi tarih diliminde, Konya'da herkes öğleden sonra uyurmuş acaba?

 

Sayfa:292

 Şems Mevlana’ya şarap istediğini söylüyor. Sanki bir çocuk kandırır gibi. “Susadım, evde susuzluğumu giderecek bir şey yok. Hadi meyhaneye gitte şarab al, hem senin için hem benim için. Haa.. birazda orada oyalan. İnsanlarla sohbet et.”  Tarikata yeni girmiş birini terbiye ediyormuşcasına komik bir durum Şems adına ve Mevlana adına..

  

Sayfa:312-322 arası

Şems, hakkında ileri geri konuşan Şeyh  Yasin’in Medresesini basıyor.. Basmakla kalmıyor, Şeyh’e bir güzel ders veriyor ve öğrencilerini ayartıyor. (olay kabalaştırılmış, nezaket yok, komikleşmiş) Şeyh Yasin’i Alim ile Sufi çatışmasına taraf ediyor, yanlış düşündüğünü anlatmaya dolayısıyla yetersiz bir öğretmen olduğunu belirterek öğrencileri arasında küçük düşürüyor,  çekip gidiyor. Şems’in amacı anlaşılmamaktadır.

Ayrıca Şems Şeyh Yasin’e bir konuda misaller getirirken Karagöz perdesinden bahsediyor.  1240-1250 yılları arasında Karagöz perdesi nerde..! 16 ve 17. Yüzyılda oynatılmaya başlanmıştır. Nerden baksan arada 350 400 yıl var..

 Sayfa:323  

Hünsa Baybars’ın kim olduğunu bilmiyor.

“Çöl Gülünü hemen bulun” diye hiddetlenen Baybars’ı, kerhanenin müdavimi olmasına rağmen tanımayarak “sen kim oluyorsun be” diye çıkışan Hünsa, Baybars’ın “Yüksek mevkilerde amcası olan bir kamu görevlisiyim” demesi üzerine mazlum rolüne bürünerek “Benim ne kabahatim var” diyerek alttan alıyor. (Bağlantısız ilişkiler.)

 

Sayfa :324

 

Ella, Aşk Şeriatı’nı okuyup bitirdikten sonra teslim ettiğini söylediği halde bir açıklama yapılmadan asıl romanda yani AŞK’ta,  Aşk Şeriatı içeriği anlatılmaya devam ediliyor.  Romanın burasında ya bir açıklama yapılarak bu şekilde devam edilmeliydi yahut Aşk Şeriatı bitirilmeliydi.

 

Sayfa:326

Çöl Gülü Şubat ayında kaçmıştı kerhaneden. Hamama gidip yıkandığını belirterek Mart ayında Mevlana dergahına geliyor. Şubat ile Mart arasında neredeydi belli edilmemiş hikayede. Kopukluk var.

Sayfa:328

Daha önce şarap almaya gitmesi damdan düşer gibi anlatılmıştı. Aynı anlatım şekli Müzik ve Sema içinde yapılmış. Bir gün karar veriyorlar ve saz heyeti getirip Sema’ya başlayacaklarını söylüyorlar, damdan düşme misali.. Bunlar bir süreçte olmuştur halbuki, böyle birden bire değil. Ayrıca Şems bunları savunurken “Ben aşığım istediğimi yaparım, kimseden de çekinmem” edasında. Çok çocuksu bir anlatım. İleri sayfalarda birden Sema ayini yapılabilmesi, dervişlerinin ustaca Sema edebilmesi çok hızlı bir gelişme. Sanki Konya Sema grubu kalkmış oraya gitmiş.

 Ve Keyhüsrev’in atması.. Nerdeyiz anlayamadım.? Urfa yöresine ait bir düğün töreninde mi, yoksa şehre yeni gelmiş meşhur bir sanatçının konserinde mi?

Ve Şems’in keseyi tekrar Keyhüsrev’in başına atması, “Al paranı başına çal, ben para için Sema etmem, Aşığım ben Aşık.” Diyerek.  Gülüyorum sadece, bir şey demiyorum.

 

Bu sayfalardan sonra artık eleştirmeyi bıraktım. Yanlış anlaşılmaktan korkarak… Ayrıca mutaassıp yaftasından korkarak…

  

SONUÇ:

Sonuç olarak şunu da ifade etmeliyim ki: Romanda Mevlana’nın neden Şems’e ilgi duyduğu ve onsuz yapamadığı tarif edilememiş. Her karakterin yapmacık konuşmaları romanı basitleştirmiş.

 Bunları neden yazdığımı anlatacak kelime bulamıyorum. Sanırım Mevlana ve Şems’i sevdiğimden kaynaklanıyor. Hikayede Şarap almaya gitmesi değil Şems’in onu gönderiş biçimi basit. Müzikle ilgilenmeleri değil, müziğe başlamaları tuhaf. Karakterlerin yapmacık konuşmaları hikayenin tadını kaçırmış.  Eğer Mevlana ve Şems isimleri yerine değişik isimle kullansaydınız okur geçerdim eseri. Ancak Mevlana ve Şems’in yüceliği beni bunları yazmaya zorladı. 

Tüm bu hatalar Editör, Tercüman veya Yazar hatası mı bilemem? Buna siz karar verin.

Yazara: "Düzenlemeye fırsat bulamadan alalade yazdığım notlarımı, eleştirilerimi yazdığım için üzgünüm ancak, her ne kadar çok satarsa satsın , ne kadar çok beğenilirse beğenilsin kendinize “Tamam, güzel bir iş yapmışım, bak herkes beğendi” diye düşünüp de bir hataya düşmemeniz için belki yararlı olur dedim. Çünkü iyi bir yazar olabilirsiniz. Keşke Mevlana ve Şems adı yerine başka isimler kullansaydınız. Hatalarınızı görmezden gelebilirdim o zaman. Daha çok güzel işler yapacağınıza eminim.

Yazmak istediğim daha çok şey var ama yanlış anlaşılmaktan koktuğum için bu kadar yeterli diyorum.

 

Selamlar.

Menderes KARCI

www.TurkEbru.com

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir