Masumiyet Müzesi / Orhan PAMUK İyiki okudum. Gerçekten çok iyi bir anlatım. Çok iyi bir konu. Çok iyi projelendirme. Nobel Ödüllü yazarın okuduğum ilk romanı.. Keşke daha önce de okuma fırsatım olsaydı. Eminim diğerleri de bu ayarda güzeldir. Edebiyat eserlerimiz içinde klasikler arasına gireceğini tahmin ediyorum. Ancak Söyleyeceklerim var:
Romanın ana karakteri Kemal Basmacı, avrupai düşünce tarzında yetişmiş, Amerika’da okumuş, zengin bir aileye mensuptur. Bekaret konusun çok önemli olduğu bir toplumda, belikdeevlenmeden önce sonuna kadar giderek sevişmekte bir beis olmadığını düşünen ve uygulayan biridir. Bekaret konusunu dert etmemektedir. Ancak ilk aşkı ve nişanlısı Sibel, bekaretini kendisine vermiş, neredeyse evli gibi bir hayat sürmektedir. Evleneceğinden emindir. Bu sırada ailenin auzak akrabasının kızını ve kısa sürelik çocukluk arkadaşı olan artık bir genç kız olan Füsun ile karşılaşır. Fakir kız, güzellik yarışmasında derece alamyınca, sosyete butiklerinin birinde satış elemanı olarak çalışmaktadır.Zengin olan Kemal, sevgilisi ve nişan hazırlıkları yaptığı Sibel için hediye olarak pahalı bir çanta almak için girdiği butikte karşılaştığı Füsun ile konuşur ve çanyatı yüksek bir ücrete satınalır. Ancak Sibel’in, çantanın sahte olduğunu belirtmesi üzerine Kemal, iade etmek için tekrar Füsun’un yanına gelir. Füzun sattığı ürünün parasını patronuna verdiği için iade edemez. Ve hem akrabası olan Kemal’e karşı mahçup olur. Patron gelsin vereyim der ancak, patrona ne diyeceğini bilemez. Satıcılıkta beceriksizliği ortaya çıkacağı için patronuna karşıda mahçupluk hisseder. İki mahçupluk arqasında duygu yoğunluğu yaşar. “Kemal bey siz gidin bu parayı ben sişze getireceğim” der. Hem patronuna karşı hem kendisine karşı mahçupluk yaşayan Füsun’nun duygularını, Kemal farkeder. “Keşke gelmeseydim” der. Para aslında onun için sorun değildir. Ancak bir kere istemiş bulunmaktadır. Geri dönemez. Geri dönse “parasıda kalsın çantada..” veya çanyayı alıp gideyim” dese Füsun kırılacak, kendini sadaka almış gibi üzülecekti. Bunu akrabası olan genç ve güzel bir kıza yapamazdı. Ancak Kemal’e göre Füsun, belki patronundan parayı isteyerek mahçup olacak, belki patronuna söyleyemeyecek parayı kendisi karşılamaya çalışacak, beliki para bulamayıp hırsızlık yapacaktı. Her seçenek karşısında Füsun mağdur olacaktı. Geri dönüşü yoktu bir kere gelmişti. Füsun’a hiçbir şey diyemezdi. Bu nedenle sonuca razı olur. Paranın Füsun tarafından getirilmesine karar verilerek oradan ayrılır.Kemal bu duygu ve düşüncelerle oradan ayrılır ayrılmasına ama kendi kendini yer adeta.. Ve bekler.. Füsun gelir parayı verir. Ancak Kemal paranın ne şekilde verildiğinden emin değildir. Füsun parayı nasıl getirmiştir? Bilmemektedir. Zengin olduğu için yüksek bir fiyat olan ancak kendisi için önemli olmayan bir para için genç ve güzel akrabasını zor durumda bırakmıştır. Üstelik alışverişi kendi isteğiyle yapmıştır. Satıcı Füsun tezgahtarlık yaparak Kemal’i zorlamamştır. Bunların farkında olan Kemal ezilmiştir. Füsun’u zor duruma soktuğu için kendisini affettirme çabasına girmiştir. Ancak nasıl ve ne şekilde yapacağını bilememektedir. Arkadaşlık kurmak ister, eski günleri anarak kendini bir nebze olsun kabul ettirmeye ve affettirmeye çalışır. Ayrıca Füsun’un ağlaması hele hele Kemal’e sarılarak hışkırması, suçluluk duygusunu körüklemiş 12 yaş büyük olduğu Füsun için şefkat duygularını kabartmıştır. Ağlamasının açık manası yoktur. Ancak yukarıda anlatılan mahçubiyet ve mağduriyetten olma ihtimali yüksektir. Açıkça konuşulamayacak bir durum olduğundan Kemal, Füsun’un ağlamasına kendinin sebep olduğunu düşünmektedir. Suçluluk duymaktadır. Kendini kabahatli bulmaktadır. Füsun’a kendisini affettirmesi gerekmektedir. Nişanlanmak üzere olduğunu bir an unutarak Füsun’u öpmeye başlar. İş çığırından çıkar. Sonuna kadar sevişir. Sibel gibi Füsun’unda bekaretini Kemal almıştır. Her ne kadar bekaret önemli bir konu değilsede, her ne kadar çağdaş bir genç adam olarak sonuna kadar gidilmesi onun için sorun değilsede, Müslüman ve tutucu bir toplumda, özellikle yüzyıllardır bekaretin önemli görüldüğü, uğruna cinayetlerin bile yaşandığı bir toplumda yaşaması, en azından genetiğinde -bu toplumun evladı olması münasebetiyle- bekaretin önemli olduğu yazılı olması, fakir akaraba kızı olması, yukarıda sayılan duygusal nedenler Kemal’i, kaygılandırmıştır, Füsun’u sahiplenmeye itmiştir. Bekaretin “Füsun tarafından önemli olabilirliği endişesi”, insanlara karşı duyarlılığından dolayı Kemal’in bilinçaltını abluka altına almıştır. Çağdaş düşüncesinden dolayı kendisi için bekaret önemli değilsede Füsun için önemli olabildi. Füsun, Sibel gibi çağdaş ve avrupai değildi. Bekaret Sibel için önemli değildi. Sibel bir şekilde haytatını devam ettirebildi. Ama Füsun öylemiydi? Hayatını mı karatmıştı acaba? Bundan sonra Füsun nasıl bir yaşam sürecekti? Bütün bu belirsizliklerde Kemal’i etkilemiş, Füsun’a bağlanmasında büyük rol oynamıştır. Nişanlandıktan sonra Füsun ile ilşkisine devam etmek isteyen, daha sonra bir çözüm bulma planı yapan Kemal, Füsun’un muhtemelen duyarlı davranarak “nişanlanan ve zengin olan bir adamın yanında benim ne işim var?” “neden başkasının yavasını yıkayım?” “Kemal beni metresi gibi kullanmak isteyebilir” “Adam hem benim bekaretimi alıyor, hem gözümün içne baka baka başka biriyle nişanlanıyor ve beni nişana davet ediyor” diyerek görüşmemesi ve görüşmek istememesi üzerineFüsun için dahada kaygılanmıştır. Sahiplenme duygusu, bekaretinin kendi tarafından alınması Kemal’in aklını başından almıştır. Artık dünkü Kemal değildir. Ne yapıp edip onunla görüşmesi gerekmektedir. Bundan sonra görüşememesi, Kemal’çok kötü koymuştur. Bütün bu duygulardan dolayı vurdumduymaz olamaz. Sibel ile aralarındaki bağ yıpranır. Hatta hayatındaki her şeyle bağları yavaş yavaş kopmaktadır. Sib el’e “nişanı at” dercesine tavırlar takınır, ve sibel tüm çabalarına rağmen onu bırakmak zorunda kalır.Uzun bir aradan sonra (bu arada kendini yiyip bitirmiştir, harap olmuştur) Füsun’un annesi ona “kızımın hayatını kararttın, ve onu hiç olmadık biriyle evlendirmek zorunda kaldık” gibi laflar edince, Kemal’in yukarıda anlatılan duyguları çoğalmış, kendini affettirmek ve Füsun’u mutlu etmek için elinden geleni yapmaya karar vermiştir. Evli olmasına bile pek aldırış etmeden (bazen kıskandığı olmuştur) kendini onun mutuluğuna adamış. Hergün onlara akraba ziyareti adı altında gitmeye başlamıştır. Dostluğu ve dar gelirli olan aileye maddi yardımlarıyla kendini kabul ettirmiştir. Bu arada kendi ailesini işini ve çevresini yıpratmaktadır.Sekiz yıl bu şekilde geçip gitmiş, Kemal’in bu davranış ve tutumlarına karşılık Füsun pek kayda değer bir işaret vermemiştir Kemal’in aşkı için.. Hatta ilerde oda annesi gibi “hayatımı sen karattın Kemal. Ben artist olacaktım” bile diyecektir. Ama Kemal yılmadan beklemiştir. Kocası ile ayrılınca onunla nişanlanır. Ve muradına erer, murad alır, murad verir. Tam mutluluk kapılarını çaldı derken, Füsun elim bir şekilde ölür. Kemal bundan sonraki hayatınıda Füsun’a ve Füsun’un hatırasına adar.Genel olarak yukarıda anlatmaya çalıştığım kadarıyla Kemal tam bir Türkiye çocuğudur. Sorumlu, duyarlı, örf ve adetlerine sadık, kıskanç, dini vecibelere saygılı bu toplumun evladı bir delikanlıdır. Avrupai yaşamak, çağdaş olmak adına kandırılmasına rağmen yenilmeyen, aklına ve duygularına uyan, içinden geldiği gibi yaşayan, tuttuğunu koparan biridir. Ama hikayede belirtilen duygusunun adı aşk değildir. Asıl önemlisi bunun altının çizilmesidir. Kesinlikle aşk değildir. Çünkü Kemal ile Füsun arasındaki tek güzel şey cinsel ilişkidir. Yani Kemal aşık olsa olsa Füsun’un cinselliğine aşık olabilir. Bu düşünce, Kemal’in Füsun’un nesine aşık olduğun romanın hiçbir yerinde bahsedilmemesinden çıkartılabilir. Sadece yaşadığı cinsellliğinden bahsetmektedir. Kemal Füsun’u cinsellikten dolayı arzulamaktadır. Ama aşk böyle bir şey değildir. Bu şelikde anlatılmamalıdır. Kemal’in yaşadığı duygular aşk değil yukarıda sayılan nedenlerdir. Roman’ın sonunda; Türkiye sınırları içerisinde bir Müslüman Türk evladının değerleri uğruna harab oluşuna tanıklık etmekteyiz. Orhan Pamuk, bu toprakların insanlarının karakterini çok güzel bir şekilde işlemiştir. Ama yazar romanda sanki çağdaş bir Türk gencininde aşık olabileceği anlatılmış veya çağdaş bir Türk gencinin aşkının yüceliği anlatılmış havası verilmiştir. Veya Orhan Pamuk çağdaş olmanın ne kadar iyi bir şey olduğunu kanıtlamaya çalışırken, asıl duygularına, genetiğinde bulunan manevi değerlerine, Türkiye kültüründe yetişen gence yenilmiştir. Bu roman, gerçek (Anadolu Çocuğu) Orhan Pamuk’un, çağdaşlaşma yaftasına bürünerek Avrupaileşmeye çalışan Orhan Pamuk’a karşı zaferidir. Özünün zaferidir.Eserin sanat adına sürükleyiciliği, proje tasarımı, anlatımı, muazzam bağlantılarının yanı sıra bir Anadolu gencini en iyi şekilde tanıtımı ve tasvir edilmeside beni cezbeden yönlerdendir. Bir Okuyucu olarak bu roman hen Orhan Pamuk'u sevmemi ve benimsememi sağladı, hemde çok güzrl bir esere tanıklık etmem olanak sağladı.Teşekkürler Orhan Pamuk..Menderes KARCI |